Skip to content

ZEYNİLER CAMİİ

Mart 30, 2010



Benim doğup büyüdüğüm semt bursa’nın emirsultan mahallesi.Emirsultanın doğu tarafında zeyniler camii bulunuyor.
Pazar günü çocuklarala birlikte annemlerdeydik. babamla Bursada bir çok evliyanın kabrinin bulunduğundan söz ederken
,kalktık çocuklarla birlikte Zeyniler camiinin etrafında bulunan büyük zatların kabirlerini ziyaret ettik.Az ilerisinde bulunan Emirsultan hazretlerininde türbe ve camisini gittik.(blog açtığımdan beri fotoğraf makinamla dolaşıyorum)zeynilerde 1 kaç kare fotoğraf çektim.makinamın şarjı bitince daha fazla çekemedim.utanarak itiraf ediyorum, zeynilerde kabirleri bulunan velilerin hayatlarını bu kadar detaylı okumamıştım.

 

Molla hüsrev hazretleri
Hanefî mezhebi fıkıh âlimi, üçüncü Osmanlı şeyhulislâmı ve velî İsmi, Muhammed bin Feramuz (Feramerz)’dir Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde doğdu Doğum târihi bilinmemektedir Babası, bir Fransız subayı iken müslüman olmuştur Kızını Osmanlı emîrlerinden Hüsrev adında bir zâta verdi Babasının genç yaşta ölmesi üzerine, eniştesi Hüsrev Beyin yanında kaldı ve büyüdü Bu sebeple Hüsrev kayını diye çağırılırdı Daha sonra kayını kelimesi kaldırılarak, Molla Hüsrev adıyla meşhûr oldu
Molla HÜsrev
Burhâneddîn Haydar Hirevî ve zamânının diğer âlimlerinden ilim tahsîl etti Tahsîlini tamamladıktan sonra Edirne’de Şâh Melik Medresesinde ve sonra da kardeşinin vefâtıyla boşalan Çelebî Medresesinde müderrislik yaptı Sultan İkinci Murâd Hân devrinde Varna Savaşından önce, 1429 (H832) senesinde Kadıaskerliğe tâyin edildi Molla Hüsrev, Fâtih Sultan Mehmed Hân tahta geçince de bu göreve devâm etti Memleketi iç ve dışta huzûra kavuşturduktan sonra, Sultanİkinci Murâd Hân tahttan çekilmiş, yerine oğlu SultanMehmed’i oturtmuştu Ancak düşmanlar, Sultanı çocuk yaşta görüp, birtakım huzursuzluklar çıkarmak istediler Bunun üzerine İkinci Murâd tekrar tahta geçti ve Sultan Mehmed’i Manisa’ya gönderdi İlim adamlarından çoğu, birer bahâne ileri sürerek, Manisa’ya gitmek istemediler Molla Hüsrev, kâdıaskerlikten istifâ ederek, Şehzâde ile birlikte Manisa’ya gitmeye karar verdi Şehzâde, onun bu kararını duyunca; “Vazifenize devâm edin, zîrâ memleketin size ihtiyâcı var” dediyse de, Molla Hüsrev hazretleri; “Manisa’ya giderken sizi yalnız bırakmam uygun olmaz, müsâade buyurun geleyim” diyerek samîmiyetini bildirdi ve birlikte Manisa’ya gitti Şehzâde Mehmed bu muhterem âlimden çok faydalandı ve ondan bir kısım ilimleri tahsîl etti

Fâtih Sultan Mehmed Hân tekrar tahta geçince, o da İstanbul’a geldi İstanbul’da Galata ve Üsküdar kâdılıklarına tâyin edildi Bu arada Ayasofya müderrisliğini de yürüttü Bir ara Bursa’ya gidip bir medrese kurarak ilim öğretmekle meşgûl olduğu sırada, Fâtih Sultan Mehmed Hân tarafından İstanbul’a dâvet edilerek, 1460 (H865) de şeyhülislâmlığa tâyin edildi Molla Hüsrev, yirmi sene, adâlet ve hakkâniyetle şeyhülislâmlık vazifesini yürüttü

Fâtih Sultan Mehmed Hân, Molla Hüsrev’i çok takdîr ederdi Molla Hüsrev’den söz ettiği zaman; “Zamânımızın Ebû Hanîfe’sidir” diyerek, teveccüh ve sevgisini belirtirdi Bir defâsında bir düğün yemeğinde, hocası Molla Gürânî’yi sağ yanına, Molla Hüsrev’i sol yanına alarak oturmak sûretiyle iltifâtta bulunmuştu

Molla Hüsrev; orta boylu, gür sakallı, kıymetli elbise giyen, başında küçük bir sarığı olan, heybetli, tevâzu sâhibi bir zât idi Güzel ahlâk sâhibi, vakûr, yüksek ilmiyle İslâm dînine uymakta gayretli ve titiz idi Bu sebeple, halkın ve devlet adamlarının sevgisini ve hayranlığını kazanmıştır Medresede derse gideceği zaman talebeleri onun evinin önünde toplanır, saygı ve tâzimle onu medreseye götürür, yine o şekilde evine getirirlerdi Büyük âlim, yalnızlığı ve kendi işini kendisi görmeyi severdi Konağında birçok hizmetçiler olduğu hâlde, Molla Hüsrev hiçbirini kendi hizmetinde kullanmaz, odasını kendisi süpürür, lâmbasını kendisi yakardı

Molla Hüsrev, birçok talebe yetiştirmiş kıymetli bir fıkıh âlimi olduğu gibi, bir şâir olarak da tanınmıştır Molla Hüsrev, önceki âlimlerin kitaplarından her gün iki yaprak yazmayı âdet hâline getirmişti Vefât ettiği zaman geriye bıraktığı terekesinde kendi el yazılarıyla yazılmış pekçok nefîs eserler çıkmıştır Molla Hüsrev 1480 (H885) senesinde İstanbul’da vefât etti Namazı Fâtih Câmiinde kılındıktan sonra Bursa’ya götürülüp, Emir Sultan’ın kabrinin doğusunda kendi yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi Mezar taşında; (Menbâ-ı İlmühüner, Vâris-i ulûmü Hayr-il-beşer, Fazlı mürşîdi eser, Sâhib-üd-Dürer vel-Gurer Mevlânâ Muhammed Hüsrev) kitâbesi vardır

Ömrünü ilim öğretmek ve yazmakla geçiren Molla Hüsrev’in, birçok kıymetli eseri vardır Bu eserlerinin önemlileri şunlardır: 1) Dürer-ül-Hükkâm fî Şerh-i Gurer-il-Ahkâm: Fıkha dâir olan, sık sık mürâcaat edilen bu en önemli eseri, bütün Türk Osmanlı medreselerinde şerhleri ile berâber ders kitabı gibi tâkib edilmiştir MollaHüsrev, bu eserini 1472 (H877) senesinde yazmağa başlamış, 1478 (H883) senesinde bitirerek Fâtih Sultan Mehmed Hana takdim etmiştir Kendi el yazısıylaFâtih Sultan Mehmed’e hediye ettiği Dürer nüshası, İstanbul’da KöprülüKütüphânesindedir 2) Şerh-ul-Miftâh, 3) Şerhut-Telvîh, 4) Şerhu Usûl-ül-Pezdevî, 5) Hâşiyetü Evâili Tefsîri KâdıBeydâvî, 6) Hâşiyet-ül-Mutavvel lit-Teftâzânî, 7) Mir’ât-ül-Usûl fî Şerh-ı Mirkât-ül-Vüsûl, 8) Mirkât-ül-Vüsûl fî İlm-il-Usûl, 9) Nakîd-ül-Efkâr fî Redd-il-Enzâr, 10) En’âm sûresi tefsîriyle ilgili risâle, 11) Şerhu Telhîs-il-Miftâh lil-Kazvînî

Molla Hüsrev, buyurdu ki:

“Dünyâ ve âhirette insanın şerefi ve iki âlemde üstün derecelere nâil olması, ancak doğru îtikâd olan Ehl-i sünnet îtikâdında bulunmak ve sâlih amel işlemekledir”

Allahü teâlâ Peygamber efendimizi,Peygamberlerin sonuncusu ve doğru yolu gösterici olarak gönderdi O’ndan sonra da O’nun ümmetinden büyük âlimler yarattı Bu âlimler de, O’nun bildirdiklerini, insanların anlayacakları bir şekilde îzâh ettiler Allahü teâlâ, bu âlimlerden dört mezheb imâmını seçti Bu büyüklerin ihtilâfını rahmet kıldı Diğer fıkıh âlimleri de bu âlimlerin mezheblerine göre fetvâ verdiler Allahü teâlâ, bu büyük âlimler arasında da, en büyük imâm ve yüksek himmet sâhibi, ümmetin ve dînin kandili İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Nu’mân bin Sâbit’i seçti Onun yaptığı hizmet sebebiyle, Allahü teâlâ onun makâmını Cennet’in en yüksek derecesinden eylesin Şüphesiz ki, Ebû Hanîfe’nin dînî hükümlere dâir bildirdiği şeyler, dalgaları birbirlerine çarpan bir deniz, hattâ sapıklığın karanlığını gideren parlak bir kandildir”

Molla hayali hazretlerinin kabri

MOLLA HAYÂLÎ

Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde yetişen Hanefî mezhebi âlim ve velîlerinden. İsmi Ahmed bin Mûsâ er-Rûmî, lakabı Şemseddîn’dir. İznikli olup 1448 (H.852) senesinde doğduğu tahmin edilmektedir. “Molla Hayâlî” mahlası ile meşhurdur. 1481 (H.886) senesinde vefât etti. Kabri Bursa’dadır.

İlk tahsîlini kâdı olan babasında yaptı. Sonra, Bursa Sultâniyyesinde müderris Hızır Beye talebe oldu. Ayrıca derslerinde onun muâvini, yardımcısı idi. Aklî ilimlerdeki anlayışının yüksekliğinden, akranları arasında, parmakla gösterilirdi. Zekâsı çok keskin olup, en ince meseleleri hemen kavrardı. Hızır Beyin kızı ile evlendi. Bâzı medreselerde müderrislik yaptıktan sonra, günde 30 akçe ile Filibe Medresesine tâyin edildi.

İznik Medresesi müderrisi MollaTâceddîn vefât ettiğinde, Fâtih Sultan Mehmed çok üzülmüştü.Mahmûd Paşaya; “Yerine, onun gibi yüksek bir âlim bulunup tâyin edilsin.” emrini verdi. O mecliste, Mahmûd Paşanın hatırınaMolla Hayâlî geldi. Durumu pâdişâha arz edip, onun hakkında bilgi verdi. Sultan Fâtih de; “MollaHayâlî, o kimse değil midir ki, Şerh-i Akâid’e yazdığı hâşiyesiyle, ismini duyurmuştur?” diye sorduğunda, vezir; “Evet pâdişâhım, o kimsedir.” cevâbını verdi. Bunun üzerine Pâdişâhın; “O kimse, bu medreseye lâyıktır.” demesi üzerine, 130 akçe maaş ile, bu medresedeki müderrislik vazîfesini MollaHayâlî’ye vermeyi kararlaştırdılar. Bunun üzerine, Filibe’den İstanbul’a gelen Molla Hayâlî, Pâdişâh ile konuştu. İznikMedresesine tâyin edildiği kendisine bildirilince; “Ben hacca niyet ettim. İnşâallah geldiğimde kabûl ederim.” dedi. Vezir Mahmûd Paşa; “Şimdi, önce varıp medresede bir müddet ders okutunuz, sonraSultanın izni ile gidersiniz.” diye teklif ettiğinde,MollaHayâlî; “Eğer vezir-i âzamlık makâmını verseniz hacdan yine vazgeçmem” dedi. Mahmûd Paşa durumu Pâdişâha arzettiğinde; “Niçin sıkıştırmadın?” deyince; Vezir; “Sıkıştırdım. Fakat, vezirlik de versen, hacdan vazgeçmem dedi.” diye cevap verdi. Değer bilen padişâh, “Hac yolculuğundan dönünceye kadar, muidi ve yardımcısı olan molla, vekili olsun, müderrislik vazîfesi resmen MollaHayâlî üzerinde kalsın.” emrini verdi.

Molla Hayâlî, hacca gidip dönünce, adı geçen medreseye müderris oldu.Talebe yetiştirmek ve eser vermek işi ile meşgûl olduğu sırada 1481 yılında vefât etti. Bu esnâda yaşı daha 33 idi. Onun böyle genç yaşta ölümü ilim adamları ve talebeleri arasında büyük teessüre sebeb oldu. Pekçok şâir mısra ve beyitleriyle duydukları üzüntüleri dile getirdiler. Nitekim Kandî,

“Sözü dilde, hayâli gözde kaldı.”
mısraı ile bir tarih düşürdü.

Hayâlî hazretleri ilimlerin inceliklerini kavramada asrının âlimlerinin en büyükleri arasında yer aldı. Çok ders okur, az yemek yerdi. Hep ilim ve ibâdetle meşgûl olup, bir an bu hallerinden ayrılmazdı.Günde bir defâ yemek yerdi. En az ile iktifâ ederdi. Son derece zayıf olduğundan, baş ve işâret parmakları ile pazusunu kavrardı.

“Gece gündüz ibâdetten kalmazdı geri
Günde bir öğün idi saydıysan yediği”
beyti onun hakkında söylenmiştir.

Huzûrunda iki sene kalıp, ondan istifâde eden Mevlânâ Gıyâseddîn diyor ki: İznik’te, iki sene onun yanında kaldım. Dâimâ hüzünlü ve sükût eder bir vaziyette, ibâdetle ve ilimden ince meseleleri mütâlaa ile meşgûl olur halde görürdüm. Ancak ilimden bahsedildiği zaman konuşur ve gülerdi. Devrinin meşhûr âlimlerinden Hocazâde ile bir câmide buluşmuş, onunla ilmî bir konuda uzun bir sohbete başlamış ve ona gâlip gelmişti. Ömründe hiçbir ilmî münâzarada mağlup olmamış bulunan Hocazâde, onun vefâtından sonra; “Hayâlî vefât edinceye kadar, münâzara ilmindeki üstünlüğünden, onunla hiçbir yerde karşı karşıya gelmeye cesâretim kalmamıştı. Yatağımda, hayâlimde hep onu görürdüm.” demiştir.

Zeyniyye koluna bağlı olan Hayâlî, tasavvuf mârifetlerine, hocası Şeyh Abdürrahîm Merzifonî vâsıtası ile kavuştu. Bu zât, ona Edirne’de Yeni Câmide (Câmi-i Cedîd’de) Kelime-i tevhîdi söylemek vazîfesini vermişti. Şeyh Abdürrahîm, Zeyneddîn Hâfî hazretlerinin yoluna mensuptu. “Zeyniyye” adı verilen onun bu yolu, Zeyneddîn hazretlerinin baş halîfesi Abdüllatîf Kudsî’nin Bursa’ya gelip, talebe yetiştirmekle vazîfelendirilmesinden sonra yayıldı. Bursa’da yetişen büyük âlimlerin çoğu bu yolu seçmişlerdi. Bu yolun mensuplarının hepsinin kabirleri, belirli bir geometrik şekli andırır biçimdedir. Molla Fenârî ile Hayâlî hazretlerinin mezar taşlarının da bu biçimde olması, onların da Zeyniyye yolunda olduklarını göstermektedir. Hayâlî’nin kabrini bugünkü mamur şekliyle yaptıran, Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın yakınlarından Hacı Ali Efendidir. Demir parmaklıkla çevrili lahdin alt yan taşlarında, tamirle ilgili bilgi verilmektedir. Zeynîler kabristanının bitişiğinde, Zeynîler Câmii de vardır.

Abdüllatif kutsi hazretleri

Reklamlar
No comments yet

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: